En sık kullanılan 500 İngilizce kelime
Bu 500 kelime, günlük konuşulan İngilizce dilinin büyük bölümünü kapsar. Sıklığa göre sıralıdır; ilk yüz kelimeyle neredeyse her cümlede karşılaşırsınız. Her maddede bir örnek cümle var, çünkü tek başına bir kelime, kullanım içindeki bir kelimeye göre çok daha zor akılda kalır.
Flipkado ile İngilizce öğrenmeye başla
500 kelime
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek |
|---|---|---|---|
| 1 | thearticle | (belirli artikel) | The book is on the table.Kitap masanın üstünde. |
| 2 | beverb | olmak | I want to be happy.Mutlu olmak istiyorum. |
| 3 | toprep. | -e, -a | We are going to the beach.Plaja gidiyoruz. |
| 4 | ofprep. | -in, -den | That is a friend of mine.O benim bir arkadaşım. |
| 5 | andconj. | ve | I drink coffee and tea.Kahve ve çay içiyorum. |
| 6 | aarticle | bir | I need a pen.Bir kaleme ihtiyacım var. |
| 7 | inprep. | -de, içinde | We live in Berlin.Berlin'de yaşıyoruz. |
| 8 | thatconj. | ki, -dığını | I think that you are right.Haklı olduğunu düşünüyorum. |
| 9 | haveverb | sahip olmak | We have no time.Vaktimiz yok. |
| 10 | Ipron. | ben | I come from Italy.İtalya'dan geliyorum. |
| 11 | itpron. | o (nesne) | It has been raining since yesterday.Dünden beri yağmur yağıyor. |
| 12 | forprep. | için | These flowers are for you.Bu çiçekler senin için. |
| 13 | notadv. | değil | I do not understand that.Bunu anlamıyorum. |
| 14 | onprep. | üstünde | The book is lying on the table.Kitap masanın üstünde duruyor. |
| 15 | withprep. | ile | She travels with her friends.Arkadaşlarıyla seyahat ediyor. |
| 16 | hepron. | o (erkek) | He works as a teacher.Öğretmen olarak çalışıyor. |
| 17 | asconj. | gibi | Do it as you like.Nasıl istersen öyle yap. |
| 18 | youpron. | sen, siz | Are you coming tonight?Bu akşam geliyor musun? |
| 19 | doverb | yapmak | What do you do all day?Bütün gün ne yapıyorsun? |
| 20 | atprep. | -de, yanında | We are sitting at the bar.Barda oturuyoruz. |
| 21 | thispron. | bu | This is my car.Bu benim arabam. |
| 22 | butconj. | ama | It is expensive, but it is worth it.Pahalı ama değer. |
| 23 | hisadj. | onun (erkek) | His sister is a lawyer.Kız kardeşi avukat. |
| 24 | byprep. | tarafından | The book was written by a friend.Kitap bir arkadaş tarafından yazıldı. |
| 25 | fromprep. | -den | She comes from the kitchen.Mutfaktan geliyor. |
| 26 | theypron. | onlar | They are meeting at eight.Saat sekizde buluşuyorlar. |
| 27 | wepron. | biz | We are meeting at eight.Saat sekizde buluşuyoruz. |
| 28 | sayverb | söylemek | What do you want to say?Ne demek istiyorsun? |
| 29 | heradj. | onun (kadın) | Her son is five years old.Oğlu beş yaşında. |
| 30 | shepron. | o (kadın) | She lives in Seville.Sevilla'da yaşıyor. |
| 31 | orconj. | veya | Would you like tea or coffee?Çay mı kahve mi istersin? |
| 32 | anarticle | bir | I would like an apple.Bir elma istiyorum. |
| 33 | willverb | -ecek (gelecek) | I will call you later.Seni sonra ararım. |
| 34 | myadj. | benim | My house is nearby.Evim yakında. |
| 35 | onenum. | bir | Only one is left.Sadece bir tane kaldı. |
| 36 | allpron. | hepsi | All of them have left.Hepsi çoktan gitti. |
| 37 | wouldverb | -ecekti (şart) | I would like a coffee.Bir kahve istiyorum. |
| 38 | thereadv. | orada | The entrance is over there.Giriş orada. |
| 39 | theiradj. | onların | Their house has a garden.Evlerinin bahçesi var. |
| 40 | whatpron. | ne | What are you doing today?Bugün ne yapıyorsun? |
| 41 | soadv. | çok, öyle | That is so easy.Bu çok kolay. |
| 42 | upadv. | yukarı | Please stand up.Lütfen ayağa kalk. |
| 43 | outadv. | dışarı | We are going out tonight.Bu akşam dışarı çıkıyoruz. |
| 44 | ifconj. | eğer | If it rains, we will stay home.Yağmur yağarsa evde kalırız. |
| 45 | aboutprep. | hakkında | We are talking about work.İş hakkında konuşuyoruz. |
| 46 | whopron. | kim | Who said that?Bunu kim söyledi? |
| 47 | getverb | almak | I will get the tickets.Biletleri ben alırım. |
| 48 | whichpron. | hangi | Which train goes to Bonn?Hangi tren Bonn'a gidiyor? |
| 49 | goverb | gitmek | Shall we go now?Şimdi gidelim mi? |
| 50 | mepron. | beni, bana | Call me later.Beni sonra ara. |
| 51 | whenconj. | -dığında | When you arrive, let me know.Vardığında bana haber ver. |
| 52 | makeverb | yapmak | I will make dinner tonight.Akşam yemeğini ben yaparım. |
| 53 | canverb | -ebilmek | I cannot come tomorrow.Yarın gelemem. |
| 54 | likeverb | sevmek | I like this city very much.Bu şehri çok seviyorum. |
| 55 | timenoun | zaman | I have no time today.Bugün hiç vaktim yok. |
| 56 | noadv. | hayır | No, that is not possible.Hayır, bu mümkün değil. |
| 57 | justadv. | az önce | I have just eaten.Az önce yemek yedim. |
| 58 | himpron. | ona (erkek) | I gave him the money.Parayı ona verdim. |
| 59 | knowverb | bilmek | I do not know what to say.Ne diyeceğimi bilmiyorum. |
| 60 | takeverb | almak | Take a piece of cake.Bir dilim pasta al. |
| 61 | peoplenoun | insanlar | Many people are waiting outside.Dışarıda birçok insan bekliyor. |
| 62 | intoprep. | içine | She walked into the room.Odaya girdi. |
| 63 | yearnoun | yıl | We will see each other next year.Gelecek yıl görüşürüz. |
| 64 | youradj. | senin | What is your name?Adın ne? |
| 65 | goodadj. | iyi | The food was very good.Yemek çok iyiydi. |
| 66 | somepron. | bazı | Some questions are still open.Bazı sorular hâlâ açık. |
| 67 | couldverb | -ebilir miydi | Could you open the window?Pencereyi açabilir misiniz? |
| 68 | thempron. | onları | I saw them yesterday.Onları dün gördüm. |
| 69 | seeverb | görmek | I will see you tomorrow.Yarın görüşürüz. |
| 70 | otheradj. | diğer | Do you have another size?Başka beden var mı? |
| 71 | thanconj. | -den (karşılaştırma) | He is taller than me.Benden daha uzun. |
| 72 | thenadv. | sonra | First we eat, then we go.Önce yemek yeriz, sonra gideriz. |
| 73 | nowadv. | şimdi | Now I understand.Şimdi anlıyorum. |
| 74 | lookverb | bakmak | Look out of the window.Pencereden dışarı bak. |
| 75 | onlyadv. | sadece | I only have ten euros.Sadece on avrom var. |
| 76 | comeverb | gelmek | Are you coming tonight?Bu akşam geliyor musun? |
| 77 | itsadj. | onun | The company changed its name.Şirket adını değiştirdi. |
| 78 | overprep. | üzerinde | The lamp hangs over the table.Lamba masanın üzerinde asılı. |
| 79 | thinkverb | düşünmek | I often think of you.Seni sık sık düşünüyorum. |
| 80 | alsoadv. | da, de | I would like to come too.Ben de gelmek istiyorum. |
| 81 | backadv. | geri | I will be right back.Hemen döneceğim. |
| 82 | afterprep. | -den sonra | After the meal we go for a walk.Yemekten sonra yürüyüşe çıkarız. |
| 83 | useverb | kullanmak | May I use your charger?Şarj aletini kullanabilir miyim? |
| 84 | twonum. | iki | I have two sisters.İki kız kardeşim var. |
| 85 | howadv. | nasıl | How are you?Nasılsın? |
| 86 | ouradj. | bizim | Our flat is small.Dairemiz küçük. |
| 87 | workverb | çalışmak | She works at a bank.Bir bankada çalışıyor. |
| 88 | firstadj. | ilk | This is my first visit.Bu benim ilk ziyaretim. |
| 89 | welladv. | iyi | Everything is going well.Her şey yolunda gidiyor. |
| 90 | waynoun | yol | The path to the beach is short.Plaja giden yol kısa. |
| 91 | evenadv. | hatta | Even the children helped.Hatta çocuklar bile yardım etti. |
| 92 | newadj. | yeni | That is my new bicycle.Bu benim yeni bisikletim. |
| 93 | wantverb | istemek | I do not want that.Bunu istemiyorum. |
| 94 | becauseconj. | çünkü | I stayed home because it was raining.Evde kaldım çünkü yağmur yağıyordu. |
| 95 | anyadj. | herhangi | Do you have any questions?Sorunuz var mı? |
| 96 | thesepron. | bunlar | I like these shoes.Bu ayakkabıları beğendim. |
| 97 | giveverb | vermek | Please give me the salt.Lütfen bana tuzu ver. |
| 98 | daynoun | gün | The day was long.Gün uzundu. |
| 99 | mostadv. | çoğu | Most people agree.Çoğu kişi hemfikir. |
| 100 | uspron. | bizi, bize | Come with us.Bizimle gel. |
| 101 | findverb | bulmak | I cannot find my key.Anahtarımı bulamıyorum. |
| 102 | hereadv. | burada | It is very quiet here.Burası çok sakin. |
| 103 | thingnoun | şey | That is a strange thing.Bu tuhaf bir şey. |
| 104 | manyadj. | birçok | Many people think so.Birçok insan böyle düşünüyor. |
| 105 | tellverb | anlatmak | Tell me the whole story.Bana bütün hikâyeyi anlat. |
| 106 | veryadv. | çok | The weather is very nice today.Bugün hava çok güzel. |
| 107 | needverb | ihtiyaç duymak | I need your help.Yardımına ihtiyacım var. |
| 108 | tryverb | denemek | I will try once more.Bir kez daha deneyeceğim. |
| 109 | leaveverb | bırakmak | Leave me alone.Beni rahat bırak. |
| 110 | callverb | aramak | Please call me tomorrow.Lütfen beni yarın ara. |
| 111 | lastadj. | geçen | Last week I was ill.Geçen hafta hastaydım. |
| 112 | greatadj. | harika | That is a great idea.Bu harika bir fikir. |
| 113 | oldadj. | eski | My car is fairly old.Arabam oldukça eski. |
| 114 | sameadj. | aynı | It is the same problem.Aynı sorun. |
| 115 | bigadj. | büyük | The flat is very big.Daire çok büyük. |
| 116 | highadj. | yüksek | The mountain is very high.Dağ çok yüksek. |
| 117 | differentadj. | farklı | It is a different case.Bu farklı bir durum. |
| 118 | smalladj. | küçük | We have a small flat.Küçük bir dairemiz var. |
| 119 | largeadj. | geniş | The room is very large.Oda çok geniş. |
| 120 | nextadj. | sonraki | Get off at the next stop.Sonraki durakta in. |
| 121 | earlyadv. | erken | I get up early.Erken kalkıyorum. |
| 122 | youngadj. | genç | He is still very young.Hâlâ çok genç. |
| 123 | importantadj. | önemli | That is very important to me.Bu benim için çok önemli. |
| 124 | fewadj. | az | Only a few were there.Sadece birkaç kişi vardı. |
| 125 | publicadj. | kamusal | The park is a public space.Park kamusal bir alan. |
| 126 | badadj. | kötü | I have some bad news.Kötü bir haberim var. |
| 127 | ableadj. | muktedir | I was not able to come.Gelemedim. |
| 128 | mannoun | adam | The man over there is a doctor.Şuradaki adam doktor. |
| 129 | womannoun | kadın | The woman by the window is my boss.Pencerenin yanındaki kadın müdürüm. |
| 130 | childnoun | çocuk | The child is already asleep.Çocuk çoktan uyudu. |
| 131 | worldnoun | dünya | The world is changing fast.Dünya hızla değişiyor. |
| 132 | lifenoun | hayat | Life is short.Hayat kısa. |
| 133 | handnoun | el | Give me your hand.Bana elini ver. |
| 134 | partnoun | parça | That is only part of it.Bu sadece bir parçası. |
| 135 | placenoun | yer | It is a quiet place.Burası sakin bir yer. |
| 136 | casenoun | durum | In this case you are right.Bu durumda haklısın. |
| 137 | weeknoun | hafta | Next week I am off.Gelecek hafta boşum. |
| 138 | companynoun | şirket | The company has a hundred employees.Şirketin yüz çalışanı var. |
| 139 | problemnoun | sorun | That is not a problem.Bu bir sorun değil. |
| 140 | factnoun | gerçek | That is a well-known fact.Bu bilinen bir gerçek. |
| 141 | moneynoun | para | I have no money left.Hiç param kalmadı. |
| 142 | monthnoun | ay | The month is almost over.Ay neredeyse bitti. |
| 143 | rightnoun | hak | You have every right to ask.Sormaya tamamen hakkın var. |
| 144 | studyverb | okumak | I have been studying English for a year.Bir yıldır İngilizce öğreniyorum. |
| 145 | booknoun | kitap | This book is exciting.Bu kitap sürükleyici. |
| 146 | eyenoun | göz | She has green eyes.Yeşil gözleri var. |
| 147 | jobnoun | iş | I like my job.İşimi seviyorum. |
| 148 | wordnoun | kelime | I do not understand a word.Tek kelime anlamıyorum. |
| 149 | businessnoun | ticaret | Business is going well.İşler iyi gidiyor. |
| 150 | issuenoun | konu | That is a separate issue.Bu ayrı bir konu. |
| 151 | sidenoun | taraf | The bathroom is on the right side.Banyo sağ tarafta. |
| 152 | kindnoun | tür | What kind of music do you like?Ne tür müzik seversin? |
| 153 | headnoun | baş | My head hurts.Başım ağrıyor. |
| 154 | housenoun | ev | Their house has a garden.Evlerinin bahçesi var. |
| 155 | servicenoun | hizmet | The service was friendly.Servis güler yüzlüydü. |
| 156 | friendnoun | arkadaş | He is my best friend.O benim en iyi arkadaşım. |
| 157 | fathernoun | baba | My father likes cycling.Babam bisiklete binmeyi sever. |
| 158 | mothernoun | anne | My mother cooks very well.Annem çok iyi yemek yapar. |
| 159 | hournoun | saat | The film lasts two hours.Film iki saat sürüyor. |
| 160 | gamenoun | oyun | It is a very fun game.Çok eğlenceli bir oyun. |
| 161 | linenoun | sıra | Please stand in line.Lütfen sıraya gir. |
| 162 | endnoun | son | In the end everyone was tired.Sonunda herkes yorgundu. |
| 163 | membernoun | üye | She is a member of the club.Kulübün üyesi. |
| 164 | lawnoun | kanun | The new law applies from January.Yeni kanun ocaktan itibaren geçerli. |
| 165 | carnoun | araba | Our car is broken.Arabamız bozuk. |
| 166 | citynoun | şehir | The city is crowded at the weekend.Şehir hafta sonu kalabalık. |
| 167 | namenoun | isim | What is your name?Adın ne? |
| 168 | teamnoun | takım | Our team works well together.Takımımız uyumlu çalışıyor. |
| 169 | minutenoun | dakika | Please wait a minute.Lütfen bir dakika bekle. |
| 170 | ideanoun | fikir | That is a good idea.Bu iyi bir fikir. |
| 171 | kidnoun | çocuk | The kids are playing outside.Çocuklar dışarıda oynuyor. |
| 172 | bodynoun | vücut | Exercise is good for the body.Hareket vücuda iyi gelir. |
| 173 | informationnoun | bilgi | Thanks for the information.Bilgi için teşekkürler. |
| 174 | parentnoun | ebeveyn | I live with my parents.Ailemle yaşıyorum. |
| 175 | facenoun | yüz | His face looked familiar.Yüzü bana tanıdık geldi. |
| 176 | levelnoun | seviye | What level are you at?Hangi seviyedesin? |
| 177 | officenoun | ofis | I am in the office until five.Beşe kadar ofisteyim. |
| 178 | doornoun | kapı | Please close the door.Lütfen kapıyı kapat. |
| 179 | healthnoun | sağlık | The most important thing is health.En önemlisi sağlık. |
| 180 | personnoun | kişi | She is a good person.O iyi bir insan. |
| 181 | artnoun | sanat | She is interested in art.Sanatla ilgileniyor. |
| 182 | warnoun | savaş | The war ended long ago.Savaş çok uzun zaman önce bitti. |
| 183 | historynoun | tarih | The country's history is long.Ülkenin tarihi uzun. |
| 184 | resultnoun | sonuç | The result was good.Sonuç iyiydi. |
| 185 | morningnoun | sabah | In the morning I drink tea.Sabahları çay içerim. |
| 186 | reasonnoun | sebep | There is no reason to worry.Endişelenmek için sebep yok. |
| 187 | researchnoun | araştırma | The research took two years.Araştırma iki yıl sürdü. |
| 188 | girlnoun | kız | The girl is reading a book.Kız bir kitap okuyor. |
| 189 | guynoun | adam | That guy is my neighbour.Şu adam komşum. |
| 190 | momentnoun | an | Wait a moment.Bir an bekle. |
| 191 | airnoun | hava | The air is fresh this morning.Bu sabah hava taze. |
| 192 | teachernoun | öğretmen | Our teacher is very patient.Öğretmenimiz çok sabırlı. |
| 193 | forcenoun | güç | He used too much force.Çok fazla güç kullandı. |
| 194 | educationnoun | eğitim | Education matters to us.Eğitim bizim için önemli. |
| 195 | foodnoun | yemek | The food is ready.Yemek hazır. |
| 196 | waternoun | su | Can I have a glass of water?Bir bardak su alabilir miyim? |
| 197 | roomnoun | oda | The room is very bright.Oda çok aydınlık. |
| 198 | countrynoun | ülke | Germany is a beautiful country.Almanya güzel bir ülke. |
| 199 | questionnoun | soru | I have a quick question.Kısa bir sorum var. |
| 200 | answernoun | cevap | Your answer helped me.Cevabın bana yardımcı oldu. |
| 201 | examplenoun | örnek | Give me an example.Bana bir örnek ver. |
| 202 | storynoun | hikâye | Tell me the whole story.Bana bütün hikâyeyi anlat. |
| 203 | musicnoun | müzik | I like listening to music.Müzik dinlemeyi severim. |
| 204 | filmnoun | film | I liked the film.Filmi beğendim. |
| 205 | languagenoun | dil | English is a useful language.İngilizce faydalı bir dil. |
| 206 | numbernoun | numara | What is your number?Numaran kaç? |
| 207 | pricenoun | fiyat | The price is too high.Fiyat çok yüksek. |
| 208 | shopnoun | dükkân | The shop is closed on Sundays.Dükkân pazar günleri kapalı. |
| 209 | marketnoun | pazar | At the market I buy vegetables.Pazardan sebze alıyorum. |
| 210 | billnoun | hesap | The bill, please.Hesap, lütfen. |
| 211 | trainnoun | tren | The train is delayed.Tren gecikti. |
| 212 | stationnoun | istasyon | We are meeting at the station.İstasyonda buluşuyoruz. |
| 213 | planenoun | uçak | The plane lands at six.Uçak saat altıda iniyor. |
| 214 | tripnoun | yolculuk | Have a good trip!İyi yolculuklar! |
| 215 | beachnoun | plaj | The beach is ten minutes away.Plaj on dakika uzaklıkta. |
| 216 | hotelnoun | otel | The hotel is on the beach.Otel plajın kenarında. |
| 217 | kitchennoun | mutfak | The kitchen is brand new.Mutfak yepyeni. |
| 218 | bednoun | yatak | I go to bed early.Erken yatarım. |
| 219 | chairnoun | sandalye | Take a chair.Bir sandalye al. |
| 220 | tablenoun | masa | The table is made of wood.Masa ahşaptan. |
| 221 | windownoun | pencere | The window is open.Pencere açık. |
| 222 | streetnoun | sokak | The street is closed.Sokak kapalı. |
| 223 | gardennoun | bahçe | Roses are blooming in the garden.Bahçede güller açıyor. |
| 224 | treenoun | ağaç | The tree is very old.Ağaç çok yaşlı. |
| 225 | dognoun | köpek | The dog barks all night.Köpek bütün gece havlıyor. |
| 226 | catnoun | kedi | The cat is sleeping on the sofa.Kedi kanepede uyuyor. |
| 227 | animalnoun | hayvan | Which animal do you like best?En çok hangi hayvanı seversin? |
| 228 | flowernoun | çiçek | This flower smells good.Bu çiçek güzel kokuyor. |
| 229 | breadnoun | ekmek | The bread is still warm.Ekmek hâlâ sıcak. |
| 230 | coffeenoun | kahve | I would like a coffee.Bir kahve istiyorum. |
| 231 | milknoun | süt | We have no milk left.Hiç sütümüz kalmadı. |
| 232 | meatnoun | et | I do not eat meat.Et yemiyorum. |
| 233 | fishnoun | balık | The fish tastes fresh.Balık taze tadında. |
| 234 | cheesenoun | peynir | The cheese smells strong.Peynir keskin kokuyor. |
| 235 | winenoun | şarap | The wine is from Italy.Şarap İtalya'dan. |
| 236 | beernoun | bira | Two beers, please.İki bira, lütfen. |
| 237 | fruitnoun | meyve | Eat more fruit.Daha çok meyve ye. |
| 238 | vegetablenoun | sebze | I buy fresh vegetables.Taze sebze alıyorum. |
| 239 | saltnoun | tuz | Pass me the salt.Tuzu uzatır mısın. |
| 240 | sugarnoun | şeker | I drink coffee without sugar.Kahveyi şekersiz içerim. |
| 241 | breakfastnoun | kahvaltı | Breakfast is at seven.Kahvaltı saat yedide. |
| 242 | lunchnoun | öğle yemeği | Lunch is ready.Öğle yemeği hazır. |
| 243 | dinnernoun | akşam yemeği | Dinner is at eight.Akşam yemeği saat sekizde. |
| 244 | restaurantnoun | restoran | Do you know a good restaurant?İyi bir restoran biliyor musun? |
| 245 | doctornoun | doktor | I have to go to the doctor.Doktora gitmem gerek. |
| 246 | hospitalnoun | hastane | She is in hospital.Hastanede yatıyor. |
| 247 | heartnoun | kalp | My heart is beating fast.Kalbim hızlı atıyor. |
| 248 | schoolnoun | okul | School starts at eight.Okul saat sekizde başlıyor. |
| 249 | universitynoun | üniversite | He studies at university.Üniversitede okuyor. |
| 250 | studentnoun | öğrenci | The student lives in the dormitory.Öğrenci yurtta kalıyor. |
| 251 | examnoun | sınav | The exam was hard.Sınav zordu. |
| 252 | coursenoun | kurs | The course lasts six weeks.Kurs altı hafta sürüyor. |
| 253 | bossnoun | patron | My boss is not here today.Patronum bugün burada değil. |
| 254 | colleaguenoun | meslektaş | A colleague is helping me.Bir meslektaşım bana yardım ediyor. |
| 255 | projectnoun | proje | The project has been running since January.Proje ocaktan beri devam ediyor. |
| 256 | plannoun | plan | What is the plan for today?Bugünkü plan ne? |
| 257 | decisionnoun | karar | That was the right decision.Doğru karardı. |
| 258 | opinionnoun | görüş | What is your opinion on that?Bu konuda görüşün ne? |
| 259 | governmentnoun | hükümet | The government adopted new rules.Hükümet yeni kurallar kabul etti. |
| 260 | societynoun | toplum | Society is changing.Toplum değişiyor. |
| 261 | futurenoun | gelecek | Nobody knows the future.Geleceği kimse bilmez. |
| 262 | pastnoun | geçmiş | That belongs to the past.Bu geçmişte kaldı. |
| 263 | experiencenoun | deneyim | She has a lot of experience.Çok deneyimi var. |
| 264 | feelingnoun | his | I have a good feeling.İçimde iyi bir his var. |
| 265 | lovenoun | aşk | It was love at first sight.İlk görüşte aşktı. |
| 266 | fearnoun | korku | I am afraid of dogs.Köpeklerden korkarım. |
| 267 | lucknoun | şans | Good luck!Bol şans! |
| 268 | colournoun | renk | Which colour do you like?Hangi rengi seversin? |
| 269 | lightnoun | ışık | Please turn on the light.Lütfen ışığı aç. |
| 270 | sunnoun | güneş | The sun is shining.Güneş parlıyor. |
| 271 | rainnoun | yağmur | The rain will not stop.Yağmur durmuyor. |
| 272 | winternoun | kış | In winter we go skiing.Kışın kayak yaparız. |
| 273 | summernoun | yaz | The summer was very hot.Yaz çok sıcaktı. |
| 274 | weekendnoun | hafta sonu | Have a nice weekend!İyi hafta sonları! |
| 275 | nightnoun | gece | I worked all night.Bütün gece çalıştım. |
| 276 | eveningnoun | akşam | In the evening I like to read.Akşamları okumayı severim. |
| 277 | todayadv. | bugün | Today it is cold.Bugün hava soğuk. |
| 278 | tomorrowadv. | yarın | Tomorrow I have time.Yarın vaktim var. |
| 279 | yesterdayadv. | dün | Yesterday I was at the cinema.Dün sinemadaydım. |
| 280 | alwaysadv. | her zaman | He is always late.Her zaman geç kalır. |
| 281 | neveradv. | asla | I have never been to Japan.Japonya'ya hiç gitmedim. |
| 282 | oftenadv. | sık sık | I often go swimming.Sık sık yüzmeye giderim. |
| 283 | sometimesadv. | bazen | Sometimes I cook myself.Bazen kendim yemek yaparım. |
| 284 | soonadv. | yakında | We will see each other soon.Yakında görüşürüz. |
| 285 | alreadyadv. | çoktan | Are you already finished?Çoktan bitirdin mi? |
| 286 | stilladv. | hâlâ | The shop is still open.Dükkân hâlâ açık. |
| 287 | againadv. | tekrar | Please say that again.Lütfen bunu tekrar söyle. |
| 288 | togetheradv. | birlikte | Shall we pay together?Birlikte mi ödeyelim? |
| 289 | aloneadv. | yalnız | I live alone.Yalnız yaşıyorum. |
| 290 | enoughadv. | yeterli | That is enough for today.Bugünlük bu kadar yeter. |
| 291 | almostadv. | neredeyse | We are almost there.Neredeyse geldik. |
| 292 | maybeadv. | belki | Maybe I will come later.Belki sonra gelirim. |
| 293 | probablyadv. | muhtemelen | He probably will not come.Muhtemelen gelmeyecek. |
| 294 | reallyadv. | gerçekten | That is really interesting.Bu gerçekten ilginç. |
| 295 | pleaseadv. | lütfen | A coffee, please.Bir kahve, lütfen. |
| 296 | thank youphrase | teşekkürler | Thanks for everything.Her şey için teşekkürler. |
| 297 | sorryphrase | özür dilerim | Sorry, I did not see you.Özür dilerim, seni görmedim. |
| 298 | hellophrase | merhaba | Hello, how are you?Merhaba, nasılsın? |
| 299 | goodbyephrase | hoşça kal | Goodbye, see you tomorrow.Hoşça kal, yarın görüşürüz. |
| 300 | speakverb | konuşmak | Do you speak English?İngilizce konuşuyor musun? |
| 301 | readverb | okumak | She reads every evening.Her akşam okur. |
| 302 | writeverb | yazmak | Please write me a message.Lütfen bana bir mesaj yaz. |
| 303 | listenverb | dinlemek | Listen to this song.Bu şarkıyı dinle. |
| 304 | hearverb | duymak | Do you hear that too?Sen de duyuyor musun? |
| 305 | watchverb | izlemek | We watched a film last night.Dün akşam bir film izledik. |
| 306 | askverb | sormak | May I ask you something?Sana bir şey sorabilir miyim? |
| 307 | helpverb | yardım etmek | Can you help me?Bana yardım edebilir misin? |
| 308 | showverb | göstermek | Show me the photo.Bana fotoğrafı göster. |
| 309 | bringverb | getirmek | Please bring the wine.Lütfen şarabı getir. |
| 310 | buyverb | satın almak | I buy the bread at the bakery.Ekmeği fırından alırım. |
| 311 | sellverb | satmak | They are selling the house.Evi satıyorlar. |
| 312 | payverb | ödemek | I would like to pay, please.Ödemek istiyorum, lütfen. |
| 313 | costverb | mal olmak | How much does that cost?Bu ne kadar tutuyor? |
| 314 | eatverb | yemek | We eat at seven.Saat yedide yemek yeriz. |
| 315 | drinkverb | içmek | Will you have another drink?Bir şey daha içer misin? |
| 316 | cookverb | yemek pişirmek | Today I am cooking.Bugün ben yemek yapıyorum. |
| 317 | sleepverb | uyumak | The baby is finally asleep.Bebek sonunda uyudu. |
| 318 | wakeverb | uyanmak | I wake up at six.Saat altıda uyanırım. |
| 319 | openverb | açmak | Could you open the window?Pencereyi açabilir misiniz? |
| 320 | closeverb | kapatmak | The shop closes at eight.Dükkân saat sekizde kapanıyor. |
| 321 | startverb | başlamak | The course starts in autumn.Kurs sonbaharda başlıyor. |
| 322 | finishverb | bitirmek | I will finish in five minutes.Beş dakikaya bitiririm. |
| 323 | waitverb | beklemek | I have been waiting twenty minutes.Yirmi dakikadır bekliyorum. |
| 324 | stayverb | kalmak | Please stay here.Lütfen burada kal. |
| 325 | walkverb | yürümek | We walked to the square.Meydana kadar yürüdük. |
| 326 | runverb | koşmak | He runs every morning.Her sabah koşuyor. |
| 327 | driveverb | araba kullanmak | Please drive more slowly.Lütfen daha yavaş sür. |
| 328 | travelverb | seyahat etmek | She loves to travel.Seyahat etmeye bayılır. |
| 329 | flyverb | uçmak | We fly on Sunday.Pazar günü uçuyoruz. |
| 330 | visitverb | ziyaret etmek | We are visiting my grandma tomorrow.Yarın babaannemi ziyaret ediyoruz. |
| 331 | meetverb | buluşmak | We are meeting at the station.İstasyonda buluşuyoruz. |
| 332 | learnverb | öğrenmek | I want to learn to cook.Yemek yapmayı öğrenmek istiyorum. |
| 333 | teachverb | öğretmek | He teaches mathematics.Matematik öğretiyor. |
| 334 | understandverb | anlamak | I understand you well.Seni iyi anlıyorum. |
| 335 | explainverb | açıklamak | Can you explain that again?Bunu tekrar açıklayabilir misin? |
| 336 | rememberverb | hatırlamak | I do not remember his name.Adını hatırlamıyorum. |
| 337 | forgetverb | unutmak | I forgot the key.Anahtarı unuttum. |
| 338 | believeverb | inanmak | I believe you.Sana inanıyorum. |
| 339 | feelverb | hissetmek | How do you feel today?Bugün kendini nasıl hissediyorsun? |
| 340 | hateverb | nefret etmek | I hate getting up early.Erken kalkmaktan nefret ederim. |
| 341 | loseverb | kaybetmek | I lost my ID.Belgelerimi kaybettim. |
| 342 | winverb | kazanmak | Our team won.Takımımız kazandı. |
| 343 | playverb | oynamak | The children are playing in the garden.Çocuklar bahçede oynuyor. |
| 344 | singverb | şarkı söylemek | She sings in a choir.Bir koroda şarkı söylüyor. |
| 345 | danceverb | dans etmek | Shall we dance?Dans edelim mi? |
| 346 | laughverb | gülmek | We laughed a lot.Çok güldük. |
| 347 | cryverb | ağlamak | The baby is crying again.Bebek yine ağlıyor. |
| 348 | swimverb | yüzmek | In summer we swim in the lake.Yazın gölde yüzeriz. |
| 349 | cleanverb | temizlemek | I clean on Saturday.Cumartesileri temizlik yaparım. |
| 350 | washverb | yıkamak | I will do the laundry tomorrow.Yarın çamaşır yıkayacağım. |
| 351 | sendverb | göndermek | I will send you the address.Sana adresi gönderirim. |
| 352 | changeverb | değiştirmek | I would like to change the appointment.Randevuyu değiştirmek istiyorum. |
| 353 | chooseverb | seçmek | You can choose freely.İstediğini seçebilirsin. |
| 354 | decideverb | karar vermek | We have to decide today.Bugün karar vermemiz gerek. |
| 355 | growverb | büyümek | The children grow so fast.Çocuklar ne çabuk büyüyor. |
| 356 | dieverb | ölmek | His grandmother died last year.Babaannesi geçen yıl vefat etti. |
| 357 | liveverb | yaşamak | Where exactly do you live?Tam olarak nerede yaşıyorsun? |
| 358 | happenverb | olmak | What happened?Ne oldu? |
| 359 | becomeverb | -leşmek | It is becoming dark.Hava kararıyor. |
| 360 | keepverb | saklamak | Keep the change.Üstü kalsın. |
| 361 | putverb | koymak | Put the glass on the table.Bardağı masaya koy. |
| 362 | holdverb | tutmak | Hold this a second.Şunu bir saniye tut. |
| 363 | carryverb | taşımak | She is carrying a heavy bag.Ağır bir çanta taşıyor. |
| 364 | wearverb | giymek | She is wearing a red coat.Kırmızı bir palto giyiyor. |
| 365 | buildverb | inşa etmek | They are building a new house.Yeni bir ev inşa ediyorlar. |
| 366 | breakverb | kırmak | Do not break the glass.Bardağı kırma. |
| 367 | stopverb | durmak | Please stop for a moment.Lütfen bir an dur. |
| 368 | continueverb | devam etmek | Let us continue tomorrow.Yarın devam edelim. |
| 369 | followverb | takip etmek | Follow me.Beni takip et. |
| 370 | turnverb | dönmek | Turn left at the corner.Köşeden sola dön. |
| 371 | moveverb | taşınmak | We are moving next month.Gelecek ay taşınıyoruz. |
| 372 | sitverb | oturmak | Sit down with us.Yanımıza otur. |
| 373 | standverb | ayakta durmak | He is standing in front of the door.Kapının önünde duruyor. |
| 374 | seemverb | görünmek | It seems it is going to rain.Yağmur yağacak gibi görünüyor. |
| 375 | meanverb | demek istemek | What do you mean by that?Bununla ne demek istiyorsun? |
| 376 | hopeverb | ummak | I hope that you will come.Gelmeni umuyorum. |
| 377 | wishverb | dilemek | I wish you all the best.Sana en iyisini dilerim. |
| 378 | worryverb | endişelenmek | Do not worry.Endişelenme. |
| 379 | restverb | dinlenmek | Rest a little.Biraz dinlen. |
| 380 | hurryverb | acele etmek | Hurry up, we are late.Acele et, geç kaldık. |
| 381 | smileverb | gülümsemek | She smiled at me.Bana gülümsedi. |
| 382 | soundverb | kulağa gelmek | That sounds interesting.Kulağa ilginç geliyor. |
| 383 | happyadj. | mutlu | I am very happy.Çok mutluyum. |
| 384 | sadadj. | üzgün | The film was sad.Film üzücüydü. |
| 385 | tiredadj. | yorgun | I am very tired today.Bugün çok yorgunum. |
| 386 | sickadj. | hasta | He has been sick since Monday.Pazartesiden beri hasta. |
| 387 | healthyadj. | sağlıklı | Stay healthy!Sağlıcakla kal! |
| 388 | easyadj. | kolay | That is quite easy.Bu oldukça kolay. |
| 389 | difficultadj. | zor | The task was difficult.Görev zordu. |
| 390 | fastadj. | hızlı | She speaks very fast.Çok hızlı konuşuyor. |
| 391 | slowadj. | yavaş | The computer is too slow.Bilgisayar çok yavaş. |
| 392 | longadj. | uzun | That was a long way.Uzun bir yoldu. |
| 393 | shortadj. | kısa | We are taking a short break.Kısa bir mola veriyoruz. |
| 394 | strongadj. | güçlü | The coffee is too strong.Kahve çok sert. |
| 395 | weakadj. | zayıf | The signal is weak.Sinyal zayıf. |
| 396 | hotadj. | sıcak | Careful, the plate is hot.Dikkat, tabak sıcak. |
| 397 | coldadj. | soğuk | The water is freezing cold.Su buz gibi. |
| 398 | warmadj. | ılık | Put on something warm.Kalın bir şey giy. |
| 399 | expensiveadj. | pahalı | This city is expensive.Bu şehir pahalı. |
| 400 | cheapadj. | ucuz | That was surprisingly cheap.Şaşırtıcı derecede ucuzdu. |
| 401 | freeadj. | boş | Is that table still free?O masa hâlâ boş mu? |
| 402 | fulladj. | dolu | The bus was completely full.Otobüs tamamen doluydu. |
| 403 | emptyadj. | boş | The fridge is empty.Buzdolabı boş. |
| 404 | dirtyadj. | kirli | My shoes are dirty.Ayakkabılarım kirli. |
| 405 | quietadj. | sakin | The area is very quiet.Bölge çok sakin. |
| 406 | loudadj. | gürültülü | The music is too loud.Müzik çok yüksek. |
| 407 | niceadj. | hoş | Your friends are very nice.Arkadaşların çok hoş. |
| 408 | interestingadj. | ilginç | That sounds interesting.Kulağa ilginç geliyor. |
| 409 | boringadj. | sıkıcı | The talk was boring.Konferans sıkıcıydı. |
| 410 | readyadj. | hazır | I will be ready in a moment.Birazdan hazırım. |
| 411 | closedadj. | kapalı | The museum is closed today.Müze bugün kapalı. |
| 412 | clearadj. | açık, net | Is everything clear now?Şimdi her şey net mi? |
| 413 | darkadj. | karanlık | The room is very dark.Oda çok karanlık. |
| 414 | beautifuladj. | güzel | That was a beautiful day.Güzel bir gündü. |
| 415 | prettyadj. | şirin | What a pretty dress.Ne şirin bir elbise. |
| 416 | uglyadj. | çirkin | The weather is ugly today.Bugün hava berbat. |
| 417 | safeadj. | güvenli | The area is safe at night.Bölge geceleri güvenli. |
| 418 | dangerousadj. | tehlikeli | That is too dangerous.Bu çok tehlikeli. |
| 419 | possibleadj. | mümkün | Is that even possible?Bu mümkün mü acaba? |
| 420 | necessaryadj. | gerekli | More is not necessary.Daha fazlası gerekmiyor. |
| 421 | correctadj. | doğru | Your answer was correct.Cevabın doğruydu. |
| 422 | wrongadj. | yanlış | I took the wrong door.Yanlış kapıya girdim. |
| 423 | trueadj. | gerçek | That is not true.Bu doğru değil. |
| 424 | sureadj. | emin | Are you sure?Emin misin? |
| 425 | deepadj. | derin | The lake is quite deep.Göl oldukça derin. |
| 426 | wideadj. | geniş | The street is wide.Sokak geniş. |
| 427 | lowadj. | alçak | He speaks in a low voice.Alçak sesle konuşuyor. |
| 428 | heavyadj. | ağır | The suitcase is heavy.Bavul ağır. |
| 429 | richadj. | zengin | The soup has a rich flavour.Çorbanın tadı zengin. |
| 430 | pooradj. | zayıf, kötü | The reception here is poor.Burada çekim kötü. |
| 431 | wholeadj. | bütün | We waited the whole day.Bütün gün bekledik. |
| 432 | halfadj. | buçuk | It is half past six.Saat altı buçuk. |
| 433 | ownadj. | kendi | She has her own company.Kendi şirketi var. |
| 434 | realadj. | gerçek | That is a real problem.Bu gerçek bir sorun. |
| 435 | gladadj. | memnun | I am glad you came.Geldiğine sevindim. |
| 436 | afraidadj. | korkmuş | I am afraid of dogs.Köpeklerden korkuyorum. |
| 437 | busyadj. | meşgul | I am busy this week.Bu hafta meşgulüm. |
| 438 | lateadj. | geç | It is already late.Saat çoktan geç oldu. |
| 439 | whereadv. | nerede | Where is the nearest pharmacy?En yakın eczane nerede? |
| 440 | whyadv. | neden | Why are you not saying anything?Neden bir şey söylemiyorsun? |
| 441 | muchadv. | çok | I work too much.Çok fazla çalışıyorum. |
| 442 | moreadv. | daha fazla | I need more time.Daha fazla zamana ihtiyacım var. |
| 443 | lessadv. | daha az | Today it is less hot.Bugün daha az sıcak. |
| 444 | bestadj. | en iyi | It is the best option.En iyi seçenek bu. |
| 445 | betteradj. | daha iyi | Today he is better.Bugün daha iyi. |
| 446 | worseadj. | daha kötü | The weather got worse.Hava daha da kötüleşti. |
| 447 | worstadj. | en kötü | That was the worst day.En kötü gündü. |
| 448 | eachadj. | her | Each day is different.Her gün farklı. |
| 449 | everyadj. | her | Every word counts.Her kelime önemli. |
| 450 | bothpron. | ikisi de | Both answers are correct.İki cevap da doğru. |
| 451 | severaladj. | birkaç | Several questions are open.Birkaç soru açık kaldı. |
| 452 | anotheradj. | bir tane daha | Give me another one, please.Bir tane daha ver, lütfen. |
| 453 | suchadj. | böyle | I have never seen such a thing.Böyle bir şeyi hiç görmedim. |
| 454 | betweenprep. | arasında | The shop is between the bank and the post office.Dükkân banka ile postane arasında. |
| 455 | underprep. | altında | The cat is lying under the bed.Kedi yatağın altında. |
| 456 | aboveprep. | üstünde | The lamp hangs above the table.Lamba masanın üstünde. |
| 457 | behindprep. | arkasında | The garden is behind the house.Bahçe evin arkasında. |
| 458 | beforeprep. | önce | Before the meal I wash my hands.Yemekten önce ellerimi yıkarım. |
| 459 | duringprep. | sırasında | During the film he fell asleep.Film sırasında uyuyakaldı. |
| 460 | withoutprep. | -sız | I drink coffee without sugar.Kahveyi şekersiz içerim. |
| 461 | againstprep. | karşı | I am against this plan.Bu plana karşıyım. |
| 462 | throughprep. | içinden | We walk through the park.Parkın içinden geçiyoruz. |
| 463 | aroundprep. | etrafında | We walked around the lake.Gölün etrafında yürüdük. |
| 464 | nearprep. | yakın | The station is near the centre.İstasyon merkeze yakın. |
| 465 | untilprep. | -e kadar | I work until six.Altıya kadar çalışıyorum. |
| 466 | sinceprep. | -den beri | I have worked here since January.Ocaktan beri burada çalışıyorum. |
| 467 | amongprep. | arasında | She was among the first to arrive.Gelenlerin ilklerindendi. |
| 468 | acrossprep. | karşısında | The bank is across the street.Banka caddenin karşısında. |
| 469 | alongprep. | boyunca | We walked along the river.Nehir boyunca yürüdük. |
| 470 | towardprep. | -e doğru | He walked toward the door.Kapıya doğru yürüdü. |
| 471 | insideprep. | içeride | Today we are eating inside.Bugün içeride yiyoruz. |
| 472 | outsideprep. | dışarıda | It is cold outside.Dışarısı soğuk. |
| 473 | howeveradv. | ancak | It was raining; however, we went out.Yağmur yağıyordu; ancak yine de çıktık. |
| 474 | thereforeadv. | bu yüzden | I was ill, therefore I did not come.Hastaydım, bu yüzden gelmedim. |
| 475 | besidesadv. | ayrıca | Besides, it is too expensive.Ayrıca çok pahalı. |
| 476 | insteadadv. | onun yerine | Have tea instead.Onun yerine çay iç. |
| 477 | althoughconj. | -mesine rağmen | Although it rained, we went out.Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık. |
| 478 | whileconj. | -ken | While I cook, I listen to music.Yemek yaparken müzik dinlerim. |
| 479 | unlessconj. | -medikçe | We will go unless it rains.Yağmur yağmadıkça gideriz. |
| 480 | whetherconj. | -ip -mediğini | I do not know whether he is coming.Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum. |
| 481 | threenum. | üç | There are three of us.Üç kişiyiz. |
| 482 | fournum. | dört | The table has four chairs.Masanın dört sandalyesi var. |
| 483 | fivenum. | beş | I am coming in five minutes.Beş dakikaya geliyorum. |
| 484 | sixnum. | altı | The shop opens at six.Dükkân saat altıda açılıyor. |
| 485 | sevennum. | yedi | The week has seven days.Hafta yedi gündür. |
| 486 | eightnum. | sekiz | At eight it is dark.Saat sekizde hava kararıyor. |
| 487 | ninenum. | dokuz | She is nine years old.Dokuz yaşında. |
| 488 | tennum. | on | Count to ten.Ona kadar say. |
| 489 | hundrednum. | yüz | That costs a hundred euros.Bu yüz avro tutuyor. |
| 490 | thousandnum. | bin | A thousand thanks!Bin teşekkür! |
| 491 | millionnum. | milyon | The city has two million people.Şehrin iki milyon nüfusu var. |
| 492 | keynoun | anahtar | I forgot the key.Anahtarı unuttum. |
| 493 | bagnoun | çanta | Put the bag on the chair.Çantayı sandalyeye koy. |
| 494 | clothesnoun | kıyafet | The clothes are still wet.Kıyafetler hâlâ ıslak. |
| 495 | shoenoun | ayakkabı | I like these shoes.Bu ayakkabıları beğendim. |
| 496 | coatnoun | palto | Put your coat on.Paltonu giy. |
| 497 | phonenoun | telefon | My phone is out of battery.Telefonumun şarjı bitti. |
| 498 | computernoun | bilgisayar | The computer is too slow.Bilgisayar çok yavaş. |
| 499 | messagenoun | mesaj | I read your message.Mesajını okudum. |
| 500 | letternoun | mektup | The letter arrived yesterday.Mektup dün geldi. |
Flipkado ekibi tarafından derlendi ve kontrol edildi · Son güncelleme 2026-08-22